Ülkemizde herkes yediklerinde yanlış birşeylerin olduğunu az çok bilmektedir.Ama sadece kulaktan dolma bilgilerle olan bu yöntem söylenmekten başka bir işlevi olmayan geçersiz bir yöntemdir.Kaçımız yediklerimizin nasıl , nerede yetiştirildiğini biliyoruz?Bunları bilmek zor olsa da en azından kaçımız bir meyvenin, bir sebzenin nasıl yetiştirildiğini biliyoruz?Şöyle sormak daha doğru olacak kaçımız şimdiye kadar 1 tane de olsa bir bitki büyüttü?Genelde bu sorular insanların araştırma gereği duymadığı ama hayatımızı direk ilgilendiren hayatsal konulardır.
Şimdi yavaş yavaş asıl bahsetmek istediğim konuya geçiş yapalım.İşte bu yediklerinizin belli belirsiz olduğu yöntemler yerine biraz da geçmişe dönüş gibi algılanan yöntemeler geliştirilmektedir.Bu yöntemler doğaya saygının ürünleridir.Tonlarcası ayaklarımızın altında ya da şehirlerimizin altında kalan bu varlık canlı bir sistemdem oluşmaktadır.İşte insanlar bu sisteme dışardan yanlış müdahale ettiklerinde ilerde sonucunu şimdiden tahmin bile edemeyeceğiniz önemli yanlışlıklar doğmaktadır.Çünkü toprak içinde, solucanları ,karıncaları,böcekleri, daha da küçük olan bakterileri, mantarları barındırmaktadır.
İşte bu sisteme yanlış müdahale yerine, sistemi kullanmayı öğrenebilirsek o aklımızdaki acaba ben ne yiyorum şüphesi aklımızdan uçup gider.Şimdi bana diyeceksin ki kardeşim ben şehirde yaşıyorum git onu tarımla ilgisi olana söle.İşte iş o kadar basit değil.Doğaya saygı toplumca benimsenmesi gereken bir sorumluluktur.Neden dersek , sen şehirde yaşıyosun da senin kullandığın deterjan suyu,toprağı kirletmiyor mu , senin kullandığın arabanın egzozu havayı kirletmiyor mu?Türkiye de tarım alanlarının çoğu yakında bir ırmak varsa onun suyu ile sulanmaktadır.Bu da demek oluyor ki bizim kullandığımız he türlü suya karışan kimyasalın doğrudan tarımı etkilediği.Ha diyebilirsin ki işte bu atıklar ağacı öldürür mü ,Hayır belki öldürmeyebilir ama az önce bahsettiğimiz toprağında için de yer aldığı bakterileri, kısaca mikro-organizmları öldürür.İşte denge bozulmaya bu noktadan başlar.Sonra kademe kademe ilerler.Sonunda biz de her yediğimizden şüphelenmek zorunda kalırız.Şimdi size tekrar soruyorum bu konu sadece tarımla uğraşan kesimi mi ilgilendiriyormuş?
İşte doğaya vermekte olduğumuz bu zararlardan vazgeçerek doğayı işlevsel kullanmak yöntemi geliştirilmektedir.Bu nasıl mı olmaktadır.Bu toprağınız da yaşayan en basitinden solucanları düşünürsek solucanlar saygıyla başlar.Neden çünkü solucanlar topraktaki organik madde miktarını artırırlar.Mesela bitkilerin % 80 inden fazlasıyla bakteriler arasında simbiyotik yaşam bağı vardır.Mikro-organizma kolonileri bitkileri hastalıklardan korur.Ayrıca Rhizobiaceae ailesinden olan bakteriler havadaki nitrojeni nitrata çevirirler.İşte bu yararlılara yapılan kimyasal müdahaleler sonucu Avrupa daki toprakların yarısındaki organik madde miktarı % 2 nin de altına düştü.(ECAF)İşte şimdi bunun acısını tadan Avrupalılar toprağa dönüş sloganıyla eski günlerini kazanmak istiyorlar.
Biz ise Avrupa ülkelerine göre daha şanslıyız çünkü, ekonomik durumumuzun zayıf olmasından dolayı çoğu bölgelerimizde doğru düzgün ilaç ve kimyasal gübre kullanılmamakta.İşte bu avantajımızı korumamız ve toplumca bilinçlenmemiz dileğimle.
Recent Comments